Gebelik Konuları

Aile Planlaması

Aile planlaması 21.yy. insanının, bilgi çağı insanının izlemesi gereken bir yol, bir anlayış, bir düşünce tarzıdır. O nedenden detaylarının tüm insanlarımız tarafından bilinmesinde büyük yarar olduğu düşüncesindeyim. Bu kavram nüfus planlaması veya doğum kontrolü kavramlarıyla karıştırılmaktadır. Gerek nüfus planlaması, gerek doğum kontrolü insanlara itici gelmekte, alerji yaratmaktadır. O nedenden dolayı nüfus planlamasının yaratmış olduğu bu olumsuz etkiden dolayı aile planlaması gerektiği gibi önemsenmemekte, hak ettiği değeri bulamamaktadır.


Nüfus planlaması, bir ülkenin veya toplumun nüfusunun bazen özendirici, bazen de baskıcı yöntemlerle kontrol altına alınması demektir. Tamamen ekonomik ve politik amaçlarla yapılır. Ülkenin geleceğine yön vermek isteyen güçler, toplumun ve ülkenin nüfus yapısını şekillendirmek amacıyla kendileri için belirli hedefler koyarlar ve insanları da o hedeflere yönlendirmek için zorlarlar. Nüfus planlamasının iki farklı tipi vardır.
•    Pronatalist nüfus planlaması: Burada nüfusu artırmaya yönelik önlemler uygulanır.
•    Antenatalist nüfus planlaması: Nüfus artışını engellemek amaçlanır.


Görüldüğü gibi nüfus planlaması her zaman nüfus artışını engellemeye yönelik olmaz. Nüfus planlaması bazen teşvik tarzında nüfus artışını sağlamaya yönelik olur. Çocuk sahibi olmayı özendirmeye yönelik bazı önlemler alınır. Bazen de bunun tam tersi fazla çocukluları cezalandırmaya yönelik olur. Ama sonuçta nedeni ekonomik ve politiktir.
Belirli bir süre biz ülkemizde de nüfus planlaması uygulandı. Özellikle Kurtuluş savaşı sonrası nüfus artışını sağlamaya yönelik pronatalist politikalar izlendi. 1960 lı yıllardan sonra ise nüfus planlaması tersine antenatalist tarza döndü. Toplumların yakın bellekleri daha güçlü olduğu için, ülkemizde nüfus planlaması denilince Cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki nüfus artışını teşvik eden politikalar değil, 1960 lı yıllardan sonra uygulanan antenatelist politikalar gelmektedir. Sonuç olarak nüfus planlaması denilince herkesin aklına sanki nüfusun artırılmasını engelleme gibi bir kavram geliyor.


Aile planlamasının kavramsal olarak nüfus planlamasıyla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Aile planlamasında eşler sahip olacakları çocuk sayısına, ne zaman sahip olacaklarına tamamen kendi özgür iradeleriyle karar verirler. Bireyler, bakma ve yetiştirme sorumluluğunu almak ve onları iyi bir insan olarak topluma kazandırma sorumluluğunu üstlenmek koşuluyla istedikleri kadar çocuğa, istedikleri zaman sahip olmalıdırlar. Çocuk istemedikleri zaman da, istenmeyen gebelik korkusundan ve tehlikesinde uzak yaşamalarını sağlamak gerekir. Görüldüğü gibi nüfus planlamasından tamamen farklı bir anlayış olan aile planlamasının bir başka önemli noktası daha vardır. İstedikleri halde çocuk sahibi olamayan eşlere de yardım etmek ve onların çocuk sahibi olabilmelerini sağlamak aile planlamasının vazgeçilmez bir parçasıdır. Bunu sağlamak içinde toplumda ilgili kesimlere gerekli eğitimi ve bilgiyi, gerekli tıbbi desteği vermektir. Görüldüğü gibi aile planlaması nüfus planlamasından tamamen farklıdır. İnsana baskı yoktur. İnsana saygı vardır, insana güven vardır, insanın yapmak istediklerini desteklemek vardır. Çünkü o hayat o insanlarındır. O hayatı nasıl yaşayacaklarını ancak onlar karar verebilir. Bir başka gücün, onların üzerindeki bir gücün onlara bir yaşam tarzı dayatması doğru değildir. Benim kaç tane çocuğum olacak, ne zaman olacak? Bu tamamen bireylerin kendi karar verebilecekleri bir konudur ve aile planlaması bunu desteklemektedir.


Aile planlamasında eşler ne zaman çocuk isteyeceklerine kendileri karar vereceklerdir, ama aynı zamanda gebe kalmak, çocuk sahibi olmak yetişkin bir insan için çok büyük bir sorunluluktur. Yeni bir hayatı dünyaya gelmektedir. Bunun mümkün olduğu kadar en ideal koşullarda gerçekleşmesi gerekir. O nedenden dolayı gebeliği herkesin gebe kalmadan önce muhakkak bir tıbbi incelenmeden geçmesi gerekir. Bu incelemede gebelik sırasında anne ve bebek sağlığı açısından tehlike yaratacak bir tıbbi sorunun erkek veya kadında olup olmadığı değerlendirilmelidir. Eğer bir sorun saptanırsa, önce bu düzeltilip, gebelik daha sonra denenmelidir.


Dolayısıyla aile planlamasında eşler tamamen kendi özgün iradeleriyle nasıl bir yaşam yaşayacaklar, nasıl bir aile oluşturacaklar, kaç çocuk sahibi olacaklar, bu çocuklar ne zaman dünyaya gelecek konularında tamamen kendileri karar verecektir. Burada hiç bir şekilde bir dış gücün müdahalesi söz konusu olmamalıdır. Bu kararı veren insanlara biz hekimler olarak elimizden gelen yardımı yapmalı, onların bu güzel kararlarını destekleyip arzu ettikleri gibi sonlanmasına yardımcı olmalıyız.


Bu çok önemli bir konu ve tekrar vurgulayayım. Kesinlikle gebeliğe niyetlendikleri zaman eşlerin önceden bir kontrolden geçmelerinde ciddi bir fayda vardır. Çocuk sahibi olduktan son

ra da, ikinci veya üçüncü çocuklarını arzu ettikleri zaman arada ne kadar boşluk koymak istiyorlar ona kendileri karar vermelilerdir. Ama bu boşluk koydukları dönemlerde de istenmeyen gebelik korkusu yaşamamak için doğum kontrol dediğimiz yöntemlerden birini kullanmalılardır.


Eğer gebelikler arasındaki süre çok kısa olursa, gerek anne, gerekse de çocuklar birçok sorunla karşılaşır. Bir gebelikten sonra annenin vücudunun tekrar toparlanması ve fizyolojik olarak yeni bir gebeliğe hazırlanması belirli bir süre almaktadır. Özellikle sosyoekonomik olarak sıkıntı yaşayan ailelerde bu süre çok daha kritik olmaktadır. Ekonomik olarak sorunsuz ailelerde, her türlü tıbbi olanak sağlansa dahi, annenin yeni bir gebeliğe hazırlanması en az iki yıllık süre almaktadır. Biraz daha uzun olması daha uygun olur. Eğer bu 2 ve 3 yıllık süreler geçmeden anneler gebe kalırsa anne çok ciddi boyutlarda yıpranmakta, yaşlanmaktadır.

 


Onun dışında sık doğumların çocuklar üzerinde de olumsuz etkileri vardır. Yeni doğan çocuk büyüyüp, gelişip artık annenin o yoğun bakımına ihtiyacının kalmadığı döneme ulaşmadan, annenin bakımına, ilgisine, sevgisine daha muhtaçken yeni bir kardeş dünyaya getirilirse, bu çocuğa verilen bakım, ilgi, sevgi kaçınılmaz olarak eksilecektir. İlgisiz, sevgisiz, bakımsız çocuk yetiştirmekten başka ailenin bir seçeneği kalmayacaktır. Bu kadar sık doğum yapan ailelerde, bu çocukları yetiştirmenin zorlukları ailenin kendi iç dinamiklerini sarsacaktır. İstenmeyen gebelik korkusu eşleri birbirinden soğutacak. Eşlerin birbirlerine karşı sevgileri, saygıları, ilgileri azalacak, ailenin yaratıcı gücünün boş yere harcanmasına neden olacaktır. Planladıkları gibi yaşayabilseler, güçlerini gerek çocuklarının yetişmesi, gerek ailelerinin gelişmesi açısından çok daha etkin harcayabilecek insanlar bu tedirginlikler, bu korkular içerisinde büyük sıkıntılar çekerek yaşamak durumunda kalacaklardır.


Aile sağlığı bakış açısından annelerin ideal gebe kalacakları zamanlar vardır. 20 yaşından önce ve 35 yaşından sonraki gebelikler hem anneler, hem de bebekler açısından annelikler tehlikelidir. 35 yaşından büyük annelerin gebeliklerinde sakat doğum ihtimali yüksektir. Akciğer, böbrek, kalp hastalığı ve kronik hipertansiyon olan kadınların gebelikleri tehlikeli. Sık doğum yapan annelerin gebelikleri tehlikelidir. Sık doğumlardan sonra anneler kaçınılmaz olarak çocukları erken sütten kesmek zorunda kalıyorlar. Erken sütten kesilen çocuklar beslenme bozukluğu yaşıyorlar. Anne sütü dışındaki beslenme yolları sırasında bağırsak enfeksiyonları ile karşılaşıyorlar. Bunlar çocuğun gelişmesini geciktiriyor. Yapılan çalışmalar çok çocuklu ailelerde arkalara düşen çocuklarda zeka ve okul düzeyi performanslarında düşüklükler gösteriyor. Bunlar daha az ilgi, sevgi görüyorlar. Islah evlerinde yapılan çalışmalarda buradaki çocukların %65'inden fazlasının ailelerinde 6 ve daha fazla çocuk var. Yani biz eğer yetişkinler olarak dünyaya insanların gelmesini istiyorsak ve buna neden oluyorsak bunların sorumluluğunu da almalı ve bunlara güzel bir yaşamda vermeliyiz.


Bu açılardan bakarsak, ihtiyacı olan insanlara bu yardımları vermek onların da bunları almaları bir insani bir haktır. İnsan haklarının en başında gelenlerinden bir tanesi de aile planlaması hizmetlerinden yararlanabilmektir. İçinde bulunduğumuz bilgi çağının insanının izlemesi gereken yolda budur.
Türkiye bu konularda esasında çokta geçte kalmış değildir. Bu konuyla ilgili yasal düzenlemeler 60'lı yıllarda yapıldı. 1965 yılında 557 sayılı bir kanun çıkarıldı. Fakat kanunun adı maalesef yanlış konuldu. Nüfus planlaması hakkında kanun kondu. Halbuki aile planlamasından bahsediliyor. İçeriği tamamen aile planlamasına yönelik ve bu yaygın bir şekilde devletin de desteğiyle, teşvikiyle uygulanmaya başlandı. Anlaşılana kadar ciddi sıkıtılar çekildi. Artık şu an artık toplumumuzun büyük bir kısmı bunun farkına vardı. Özellikle ülkemizin batı kesimlerinde ciddi boyutlarda benimsendi ve uygulanıyor.

Dr Serbülent Orhaner

1956 Ankara
1979 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
1979-1980 Ankara Bâlâ ve Kırşehir’de Sağlık Ocağı Hekimliği
1980-1984 Uzmanlık Eğitimi HÜ Tıp Fakültesi Kadın Hst. Ve Doğum AD ANKARA
1984-1990 Kırklareli Devlet Hastanesi Kadın Hst. Ve Doğum Uzmanı KIRKLARELİ
1990-1994 Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hst. Ve Doğum AD, Yard. Doçent EDİRNE
1995-1996 SFA Kadın Sağlığı Merkezi Kadın Hst. Ve Doğum Uzmanı BURSA
1996-1998 Vatan Hastanesi Kadın Hst. Ve Doğum Uzmanı BURSA
1998- SORANUS Kurucu Ortağı ve Sorumlu Müdürü BURSA
2001 İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fak. Kadın Hst. Ve Doğum AD
Üremeye Yardımcı Teknikler Klinisyen Sertifikasyon Eğitimi

Merkezimizden Kareler

İletişim & Adres

Adres: Dikkaldırım Mah. 1. Değirmen Cad. N:22/2A Osmangazi/BURSA

Tel: 0224 232 24 70

Fax: 0224 232 24 75

Email: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Danışma Formu
Acil sorularınız için: 0224 232 24 70
1000 sola karakterler